Avrupa Birliği’nin en önemli hedeflerinden biri, dünyanın ilk 'iklim nötr' kıtası olma yolunda ilerlemektir.
Bu hedefe ulaşmak için, AB, sera gazı emisyonlarını azaltmayı temel alan bir yaklaşım geliştirmişti. Ancak, beklenmedik kuraklıklar, krizler ve savaşlar bu planları alt üst etti.
- Dünya Savaşı sonrasında kurdukları düzenin sağladığı rahatlıkla hareket eden AB, Rus tanklarının Ukrayna sınırında görülmesiyle büyük bir şok yaşadı. O dönemde Kovid-19 pandemisinin yaralarını sarmaya çalışan AB için savaşın başlaması, tüm planları bozdu.
Sadece Ukrayna savaşı değil, İran-ABD ve İsrail arasındaki gerginlikler, Hürmüz Boğazı’nın kapanması ve Avrupa’yı etkileyen kuraklık da bu durumu karmaşık hale getirdi. Avrupa ülkeleri, bu zorlukları Türkiye gibi yeni enerji stratejileriyle değil, hidrokarbon talebindeki açığı sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ile kapatmaya çalıştı.
Ancak AB’nin bu yanlış adımı, Küresel Güneydeki ülkeleri zor bir duruma sürükleyen bir süreci başlattı.
Hidrokarbon açığı, bir ülkenin ya da bölgenin tükettiği enerji kaynaklarının, kendi ürettiği miktardan daha fazla olması durumu olarak tanımlanıyor. Enerji sektöründe ve ekonomide genellikle dışa bağımlılık ve cari açığı ifade etmek için kullanılan bir terimdir.
AB’nin mevcut durumuna baktığımızda, Avrupa Komisyonu, İran-ABD-İsrail krizinin, doğal gazın konutlarda kullanılmaya başlanacağı 1 Ekim 2026’dan önce sona ereceği görüşündeydi. Bu tarihten itibaren gaz fiyatlarının düşmesini ve depolarını düşük fiyatlı gazla doldurmayı planlıyordu.
Ancak kriz devam ediyor. Hürmüz Boğazı’ndaki denklem yeniden kurulmaya çalışılıyor. Doğal olarak AB’nin gaz depoları boş. Kış gelmeden önce, halihazırda yüzde 65 seviyesindeki depo doluluğunu yüzde 90’ın üzerine çıkarması gerekiyor.
Bu noktada AB, uzun bir bekleyişin ardından LNG üreticisi ülkelere, "Gerekirse diğer ülkelere satacağın gaz sözleşmelerini iptal et. Ben hem sana daha yüksek fiyat vereceğim hem de iptal edeceğin sözleşmelerin cezasını ödeyeceğim" diyerek kapılarını açtı.
Bu durum, üreticilerin AB piyasasına yoğunlaşmasına neden oldu. Sonuç olarak, AB’nin gaz depoları bir şekilde dolacak; ancak bu süreç, arka planda ciddi zararları da beraberinde getirecek.
‘Küresel Güney’ kavramı, coğrafi bir konumdan ziyade, Batı merkezli küresel düzenin dışında kalan ya da bu düzene mesafeli duran gelişmekte olan ülkeleri tanımlıyor.
AB’nin 'parasını bastırıp alırım' mantığı, Küresel Güney ülkelerinin kömüre kıyasla daha temiz ve ucuz enerji kaynaklarına ulaşmasını engelliyor. Çünkü bu ülkelerin AB kadar siyasi gücü veya finansal esnekliği yok. Uzun vadeli ve düşük tutarlı sözleşmelerle ülkelerindeki ekonomiyi ayakta tutmaya çalışıyorlar. Ancak AB devreye girdiğinde, bu ülkelerin kısa ve orta vadedeki planlamaları da olumsuz etkileniyor.
Sonuç olarak, Avrupa Birliği’nin enerji arz güvenliğini sağlamak için ödemeye razı olduğu fiyatlar, özellikle Güney Asya ve Sahra Altı Afrika'da ciddi bir ekonomik yüke dönüşüyor. Bu durum, geniş bir coğrafyada yoksulluğun artmasına yol açıyor.
Konuya hakim kaynaklar farklı çözüm önerileri üzerinde durmasına rağmen, henüz net bir çözüm ortaya çıkabilmiş değil. Genel beklenti, AB ülkelerinin dinamiklerini bozduğu ülkelerde yenilenebilir enerji yatırımları için faizsiz kredi sağlaması. Daha net bir ifadeyle, bu ülkeler için uluslararası kuruluşların harekete geçmesi bekleniyor.
Aksi halde, yaklaşık 450 milyon nüfusa sahip AB’de ‘sıfır karbon/yeşil enerji’ hedefleri hayata geçerken, Küresel Güney ülkelerindeki milyarlarca insanın yaşam standardı daha da düşecek. Pahalı enerji, sürekli artan tarım ve gıda fiyatları, ilkel yöntemlerle yemek pişirme ve yüksek emisyon oranları, geniş bir coğrafyada ciddi sorunlara yol açacak.
Sadece üyelerini değil, tüm dünyayı ‘net sıfır karbon’ rüyasının peşinden sürükleyen Avrupa Komisyonu’nun enerji politikaları, kuraklık, krizler ve savaşlarla sınanıyor. Hedefe ulaşabilmek için enerji ithal eden AB ülkeleri, piyasa fiyatlarını artırarak arz dengesini bozmakta ve birçok ülkeyi olumsuz etkilemektedir.
AB’nin boş olan gaz depoları, tüm dengeleri sarsıyor ve bu yanlış adımlar, diğer ülkeleri de zor durumda bırakıyor.



































