ABD eski Başkanı Donald Trump, New York'ta Cumhuriyetçilere destek vermek amacıyla düzenlenen bir mitingde Nobel Barış Ödülü hakkında açıklamalarda bulundu. Trump, Nobel Komitesinin bu yılki ödülü kendisine vermemesi kararını eleştirerek, "Bu karar Norveç'te silinmez bir leke bıraktı" dedi. Devam eden 8 çatışmayı sona erdirdiğini iddia eden Trump, bu çabaları karşılığında 8 Nobel Barış Ödülü alması gerektiğini savundu. Afrika ve Asya'daki çatışmaları sona erdirmek veya önlemek için gösterdiği çabaları ve "tarihteki herkesten daha fazla hayat kurtarmış" olduğunu belirterek, Nobel Barış Ödülü'nün bu yılki sahibi hakkında "Çok fazla insan tanıyorum. Bu kişiyi hiç duymadım, ama yine de tebrikler." yorumunu yaptı. Trump ayrıca, "Başkanınız olarak benim temsil ettiğim ABD, Nobel Barış Ödülü'nü almalıydı, ama almadı." ifadelerini kullandı.
2026 Nobel Barış Ödülü, barış ve uluslararası hukuka yönelik çalışmalarından dolayı Güney Afrikalı hukukçu Navanethem "Navi" Pillay'a verildi. Pillay, savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırımın yargılanmasında kritik bir rol üstlendi. Norveç Nobel Komitesi Başkanı Jørgen Watne Frydnes, Pillay'in "olağanüstü cesareti ve dürüstlüğüyle daha kapsamlı bir küresel hukuk düzenine giden yola öncülük ettiğini" belirtti.
Trump'ın Nobel Barış Ödülü'ne olan ilgisi, 2009 yılında Barack Obama'nın ödülü kazanmasının ardından artmıştı. Trump, bu ödülü kazanma arzusunu defalarca dile getirmişti. Pillay'in ödül kazanmasının ardından, Trump'ın avukatı David Schoen, Truth Social platformunda bir mesaj paylaşarak, Trump'ın ödülü hak ettiğini ve Nobel Komitesi'nin kararını eleştirdi.
Pillay, Güney Afrika'da apartheid rejimi altında doğmuş ve meslek hayatı boyunca sistematik ayrımcılığa ve ırkçılığa karşı mücadele etmiştir. Nelson Mandela ve diğer apartheid karşıtı isimleri savunduğu ilk yıllardan, uluslararası önemli davalarda hâkimlik yaptığı dönemlere kadar kariyerinde tutarlı bir çizgi izlemiştir.
Trump'ın Nobel Barış Ödülü'ne olan ilgisi ve Pillay'in ödül kazanması, uluslararası hukuk ve insan hakları konularında önemli bir tartışma başlatmıştır. Bu gelişmeler, küresel barış ve adaletin sağlanmasında uluslararası kurumların rolünü yeniden gündeme getirmiştir.









































