Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kabine Toplantısı sonrası açıklamalarda bulundu.
Açıklamalardan Öne Çıkanlar:
Bugün bir kez daha Belh ve Buhara ile Kubbet-ül İslam unvanına sahip üçüncü şehir olan Ahlat'tayız. Ahlatlı kardeşlerimizle beraberiz. Anadolu'nun kapılarını açtığımız şanlı zaferin 955'inci yıl dönümünde aziz şehitlerimizin manevi huzurunda bulunmanın heyecanını yaşıyoruz. Sözlerimin hemen başında, şu anda üzerinde bulunduğumuz topraklarda din, devlet ve vatan için şehadetle ve gazilikle şereflenen büyüklerimizi rahmetle anıyorum.
Malazgirt mücahitlerinin izinden giderek, ilk fetihlerden İstiklal Harbi'ne, terörle mücadeleden 15 Temmuz direnişine kadar Türkiye'yi canından aziz bilen tüm serdengeçtilere, kanıyla ve canıyla milletimizi bugünlere getiren kahramanlarımıza Rabbimden rahmet diliyorum.
Sultan Alparslan'la birlikte Malazgirt'te destan yazdıktan sonra, kılıçlarını Doğu Akdeniz, Ege ve Karadeniz'in serin sularında soğutan büyük komutanların emirlerini, beylerini, alplerini aynı şekilde şükranla anıyorum. Bu vesileyle, 7 yıl önce Ahlat'tan dönerken geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybeden Profesör Doktor Ahmet Haluk Dursun hocamıza da Cenab-ı Allah'tan gani gani rahmet diliyorum.
Daha önceki yıllarda olduğu gibi bu sene de şahsımızı, kabinemizi ve heyetimizi muhabbetle bağrına basan Ahlat halkına teşekkür ediyorum. Türkiye'nin dört bir yanından gençlerimizi bu tarihi okyanusta bir araya getiren Okçular Vakfımızı gönülden tebrik ediyorum.
- Ahlat'a her gelişimizde, ilçemizin her alanda katettiği mesafeyi görmekten büyük memnuniyet duyuyorum. Belediyelerimiz, valiliğimiz ve Okçular Vakfımız birlikte Ahlat'ın hem bir tarih ve kültür merkezi hem de bir çekim merkezi olması için gayret sarf ediyor. yüzyılda nüfusu 300 bini aşan, Osmanlı padişahlarının ata şehri olarak ziyaret ettiği Ahlat'ın tarihimizdeki yeri ve önemi anlaşıldıkça, milletimizin Ahlat ve Malazgirt'e yönelik ilgisi de artıyor. Biz de Ahlat'ı hak ettiği konuma getirmek için her türlü yatırımı yapıyor ve ihtiyaçlarını bizzat takip ediyoruz.
Sadece Malazgirt Zaferi kutlamalarımız değil, kabine toplantılarımız da artık geleneksel hale geldi. Cumhurbaşkanlığı Kabinesi olarak üçüncü kez bugün Ahlat'ta toplandık. Toplantımızda dış politika, ticaret, güvenlik ve terörsüz Türkiye süreci başta olmak üzere ülkemizi ilgilendiren kritik konuları istişare ettik.
Burada öncelikle bir hususun altını çizmek istiyorum. Hükümet olarak çevremizde yaşanan çatışmalara rağmen Türkiye'yi kalkınma ve refah rotasında tutmak için yoğun çaba harcıyoruz. Bölgemizdeki krizler, ekonomik açıdan tüm dünyayı etkilediği gibi bizi de etkiliyor olsa da, istihdamdan ihracata, tarımdan turizme birçok alanda hedeflerimize bağlı kalmayı sürdürüyoruz.
Vatandaşlarımın bilmesini arzu ediyorum ki, adeta bir kriz fırtınası yaşadığımız bu sancılı dönemi popülizme tevessül etmeden, milletin ve ülkenin kaynaklarını büyük bir özenle koruyarak dinamik bir süreçle başarıyla yönetmenin çabasındayız. Ekonomide çarkların dönmesi, insanımızın işini ve aşını muhafaza etmesi, emtia fiyatlarındaki dalgalanmaların etkilerinin asgari düzeyde tutulması, savunma sanayi ve uluslararası yatırımlar başta olmak üzere ortaya çıkan fırsatların değerlendirilmesi önceliğimiz olmaya devam etmektedir.
İran-Amerika geriliminin küresel ekonomide yol açtığı şok dalgası zamanla etkisini yitirdikçe, inşallah bunun sokağa, çarşıya, pazara ve günlük yaşama yansımalarını çok daha net görme imkanı bulacağız. Şundan hiç kimse şüphe etmesin: Türkiye, Allah'ın izniyle doğru yoldadır. İstikameti bellidir ve eninde sonunda menziline ulaşacaktır. Bu zorlu yolculukta ülkemizin en büyük şansı, tecrübeli, liyakatli ve adanmış kadroların görev başında olmasıdır.
Türkiye güvendedir. 86 milyonun emaneti ehil ellerde güven içindedir. Bu kutsal emanete hiçbir surette gölge düşürmeyeceğiz. Yavaşlamadan, rehavete kapılmadan, tedbiri ve disiplini elden bırakmadan hep beraber hedeflerimize doğru ilerleyeceğiz.
Değerli misafirler, aziz vatandaşlarım; önceki hafta Gazi Meclisimiz, tarihi bir mutabakat örneği sergileyerek 467 "evet" oyuyla Türkiye için hayati önemdeki bir yasayı kabul etti. Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'a destek veren tüm milletvekillerine bugün bir kez daha ülkem ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum.
Türk siyasetinde bir dönüm noktası olan bu büyük uzlaşıyla "Terörsüz Türkiye" sürecimiz güven tazelemiş, ciddi bir güç kazanmıştır. Milletimiz, vekilleri aracılığıyla çözüm iradesini net bir şekilde ortaya koymuştur. Farklı toplum kesimlerini temsil eden siyasi partilerin ülkemizin geleceğine dair bir meselede aynı paydada buluşması her türlü takdirin üzerindedir.
Bu mutabakat, demokrasimizi güçlendirecek, sivil siyasetin kapasitesini artıracak ve Türkiye'yi vesayet dönemi tortularından kurtaracak yeni adımların cesaretle atılmasına zemin hazırlamıştır. Türkiye'nin hiçbir sorunu çözümsüz değildir. Günlük siyasi hesaplar yerine ülkeyi ve milleti merkeze alan bir anlayışla hareket edildiğinde Türk demokrasisi her türlü düğümü çözecek kapasite ve olgunluğa sahiptir. Bunu Türkiye'miz adına çok önemli bir kazanım olarak görüyoruz.
Son 2 yılda birçok kritik eşiği suhuletle aşmakla birlikte, önümüzde halen dikkatle yürütülmesi gereken bir yol bulunuyor. Herkesin bu süreçte daha özenli bir dil kullanması, yük olmaktan ziyade yük almaya odaklanması ve milletimizin hassasiyetlerini kaşıyacak fevri söylem ve eylemlerden uzak durması büyük önem taşımaktadır. Siyaset her gün yapılır. Ancak Türkiye'yi yarım asırlık bir sıkıntıdan kurtarma çabasına gölge düşürmenin bahanesi olamaz. Aynı durum medya kuruluşları ve gazeteciler için de geçerlidir. Sırf daha fazla görüntülenmek, reyting almak uğruna böyle hayati bir meseleyi enfekte etmeye kimsenin hakkı yoktur. Çünkü bu iktidar ve ittifak olarak sadece bizim meselemiz değildir; bu mesele bir devlet meselesidir. 86 milyonun ortak meselesidir. Milletimiz de artık bu meselenin kalıcı biçimde çözülmesini istemektedir. Biz de bu sorunu çözmekte, gelecek nesillere terörsüz bir ülke ve bölge bırakmakta kararlıyız.
Bugün bir kez daha hangi siyasi görüşte olursa olsun herkesi çözümün bir parçası olmaya çağırıyorum. Gelin Türkiye'yi terörden kurtararak şehitlerimize ve gazilerimize olan şükran borcumuzu layıkıyla ödeyelim. Gelin bu ağırlığı Türkiye'mizin üstünden hep beraber kaldıralım. Gelin tarih boyunca diz kırıp aynı sofraya oturmuş, vatanı savunmak için aynı cephede şehit düşmüş insanlarımızın kardeşliğini daha da güçlendirelim. Bu samimi çağrımız "Önce milletim, önce memleketim" anlayışına sahip herkesin çağrısıdır.
Türkiye artık bedel ödemesin diyen, gencecik fidanlarımızı gözyaşlarıyla toprağa vermeyelim, anaların yüreği yeni acılarla kavrulmasın diyen herkesi sürece omuz vermeye, destek olmaya davet ediyorum. Özellikle bölgedeki sivil toplum kuruluşlarının ve kanaat önderlerinin sürece daha fazla katkı sunmalarını bekliyorum.
Bir miladı yaşamakta olduğumuz bugünlerde sürece katkı sunan herkes tarihin yeniden inşasında rol sahibi olacaktır. Aynı şekilde süreci zora sokan, tahrik eden ve sürecin karşısında yer alan her türlü girişim de tarih karşısında mesul olacaktır. Sorumluluk mevkiinde olanların, özellikle günübirlik hesaplarla siyaset yapan bazı partilerin mecliste 467 kabul oyuyla tecessüm eden iradeyi iyi okumalarını ve gerekli mesajı çıkarmalarını temenni ediyorum.
Kıymetli misafirler; terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge vizyonumuzun yanı sıra ülkemizin bölgesel barışı ve istikrarı önceleyen aktif dış politikası, istikrarsızlıktan ve kaostan nemalanan çevreleri rahatsız ediyor. Türkiye, kendi vatandaşlarıyla birlikte hiçbir ayrım yapmadan bölgesindeki herkes için barış ve kalkınma istedikçe, cinayet şebekelerinin kan ve çatışma üzerine kurulu planları bozuluyor. Son dönemde Cumhurbaşkanı olarak şahsımı ve Türkiye'yi hedef alan kirli kampanyaların, bu planların yol açtığı hırçınlığın ve çaresizliğin tezahürleri olarak değerlendiriyoruz.
Burada açıkça söylemek isterim ki, siyasi olarak can çekişen ve kendini bilmez kifayetsizlerin bizim üzerimizden prim devşirmesine fırsat vermeyeceğiz. Biz, kime, neyi, nerede ve nasıl söyleyeceğimizi gayet iyi biliriz. Her zaman altını çiziyorum: Biz bakkal dükkanı değil, dünyanın en büyük ülkelerinden birini, Türkiye Cumhuriyeti'ni yönetiyoruz. Biz, 86 milyon vatandaşımızın emanetiyle birlikte dünyanın dört bir yanındaki yüz milyonlarca mazlumun da umudunu taşıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti, öyle birilerinin lütfuyla kurulmuş, küresel güç odakları tarafından şımartılmış bir devlet değildir.
Binlerce yıllık köklü geleneğiyle, zaferlerle dolu şanlı tarihiyle dünyanın en güçlü devletlerinden biridir. Biz, sadece Malazgirt gibi insanlık tarihine geçen muhteşem askeri başarılarımızla değil; bilim, sanat, siyaset ve idare tarihine kattıklarımızla da büyük bir devletiz.
Tarihimiz gönüller fethetmek, mazlumların çağrısına kulak vermek ve ihtiyaç sahiplerinin imdadına koşmakla doludur. Türkiye Cumhuriyeti, küçük hesaplar karşısında boyun eğecek, bunlara prim verecek sıradan bir devlet asla değildir. Onurlu, gururlu, tarihiyle ve ecdadıyla şerefli bir devletin nasıl davranması gerekiyorsa, biz de iç siyasette ve dış politikada öyle davranıyoruz. Kimin ne yapmaya çalıştığının farkındayız. Bölgemizde hangi kanlı senaryoların yazılmaya çalışıldığını görüyoruz. Allah'ın izniyle bunların hayata geçirilmesine müsaade etmeyeceğiz. Herkes emin olsun, rahat olsun. Türkiye Cumhuriyeti, ne ilkelerinden ne de ulusal çıkarlarından taviz verir. Biz, bize güvenen hiçbir dostumuzu, kardeşimizi yarı yolda bırakmayız.
Birileri istemiyor, birileri endişe duyuyor, birilerinin planları bozuluyor diye bölgemizde barışın tesisi için mücadele etmekten geri durmayacağız. Elinde masumların kanı olan cinayet şebekeleri rahatsız oluyor diye komşularımızın toparlanmasına destek olmaktan vazgeçmeyeceğiz. Bu ülkenin dış politikasını sadece ve sadece Türk milleti belirler. Milletten başka hiçbir aktör Türkiye'ye ve Türk dış politikasına rota ve sınır çizemez.
Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da milletin belirlediği istikamette Türkiye'nin çıkarlarını korumak için çalışmaya devam edeceğiz. Türkiye olarak bizim bölgemizin tamamında barıştan, adaletten, istikrar ve huzurdan öte hiçbir amacımız yok. Gizli bir ajandamız veya niyetimiz de yok. Amacımız etrafımızda sulh ikliminin egemen olmasıdır.
- Bizim gayemiz, bölgemizin her karışında adalet, güvenlik ve refahın tesis edilmesidir. Coğrafyamız şu anda su gibi, hava gibi barışa ihtiyaç duyuyor. Buna kavuşacağı günlerin hasretini çekiyor. Türkiye Cumhuriyeti olarak Suriye'den Irak'a, Lübnan'dan Filistin'e, Körfez'den Afrika'ya, Balkanlar'dan Kafkasya'ya kadar gönül ve kültür coğrafyamızın tamamında tarih bizi kardeş eyledi. Bu ebedi kardeşliği yüceltmenin mücadelesini veriyoruz. İnşallah bu mücadeleyi zaferle taçlandırana dek elimizin ulaştığı her yerde canla başla çalışmaya devam edeceğiz. Rabbim yolumuzu ve bahtımızı açık etsin. Bu düşüncelerle, kabine sonrası hitabımızı katılımlarıyla şereflendiren şehit ailelerimize ve kıymetli misafirlerimize teşekkürlerimi iletiyorum. Kabine Toplantımızın hayırlara vesile olmasını diliyorum. Sizleri bir kez daha saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.



































