1978 yılında Erzurum'da askerlik görevini yaparken, kulübe bahçesindeki özel bir buğday türünün dikkatini çeken Mehmet Yılmaz, iki avuç tohum alarak memleketi Yozgat'a getirdi. İlk yıl köyündeki 200 metrekarelik bahçesine ekim yaptı. Komşuları, "İç Anadolu toprağında bu tohum çürür, boşuna zaman kaybetme" dediler. Ancak Yılmaz, bu uyarılara kulak asmadı ve ilk hasatta elde ettiği 12 kilogram buğdayın tamamını tohuma ayırarak her yıl ekim alanını adım adım büyüttü.
Sıradan buğday türleri dönüm başına ortalama 280 ila 350 kilogram ürün verirken, Yılmaz'ın getirdiği çeşit dönüm başına 650 kilograma kadar ulaşıyor. Üstelik kavurucu yaz sıcaklarına ve kuraklığa meydan okuyan bu özel buğdayın un kalitesi ve besleyiciliği de bildiğimiz buğdayları katlamış durumda.
Yarım asra yaklaşan hasat sürecini anlatan Yılmaz, tohumun saflığını korumak için yıllarca titiz davrandığını belirtti. "1978 kışında Erzurum'da nöbet tutarken bahçedeki başakların kalınlığı dikkatimi çekmişti. Böldük komutanımızdan izin alıp mendilimin içine iki avuç tohum koydum. Köye getirdiğimde 'Burada yetişmez' dediler. 10 yıl boyunca tek bir tanesini bile satmadım, sadece çoğalttım. Son yıllarda köyde kuraklık artınca bizim buğdayın kıymeti anlaşıldı. Bu yıl dönümden 650 kilo ürün aldık. Şimdi sadece bizim köylüler değil, Çorum ve Sivas'tan gelen çiftçiler bile tohumluk almak için geliyor" dedi.
Görenlerin "altın sarısı deniz" benzetmesi yaptığı tarladaki rekor rekolte, çevre köylerdeki çiftçilerin de dikkatini çekti. Kuraklık yüzünden tarlasından istediği verimi alamayan pek çok çiftçi, kendi tohumunu bırakıp Yılmaz'ın kapısını çalmaya başladı. 48 yıl önce bir meraktan doğan bu yolculuk, bugün hem Yılmaz'ın yüzünü güldürüyor hem de kuraklıkla boğuşan bölge çiftçisine umut olmaya devam ediyor.










































