Ukrayna'nın Rusya'nın rafineri ve petrol ihracat altyapısına yönelik saldırıları, Moskova'nın yakıt arzını zor durumda bırakırken, Rusya benzin ithalatına yönelmeye başladı. Küresel petrol ürünleri piyasasında arz daralması yaşanması durumunda Türkiye'de özellikle motorin ve akaryakıt fiyatları üzerinden yeni maliyet ve enflasyon baskıları oluşabilir.
Ukrayna, enerji gelirlerini azaltarak savaşın finansmanını sekteye uğratmayı hedefleyerek, son dönemlerde saldırılarını ülkenin petrol rafinerileri ve ihracat altyapısını hedef alacak şekilde yoğunlaştırdı. Ağustos ayında Orsk, TANECO, Ilsky, Bashneft-Novoil ve Yaroslavl gibi birçok rafineri saldırılardan etkilendi. Temmuz sonundan itibaren ise Volgograd, Saratov ve Ryazan gibi büyük tesislerde üretim kesintileri yaşandı.
S&P Global Energy uzmanlarının tahminlerine göre, Rus rafinerilerinde işlenen ham petrol miktarı temmuz ayında günlük ortalama 3,7 milyon varile geriledi ve bu rakam geçen yılın ortalamasının yaklaşık yüzde 28 altında kaldı. Rafinerilerdeki üretim kaybı, kısa sürede akaryakıt piyasasına da yansıdı. Rusya'da benzin üretimi temmuz başında mevsimsel iç talebin yalnızca yaklaşık yüzde 65'ini karşılayabilir seviyeye düştü ve bazı bölgelerde akaryakıt istasyonlarında satışlara sınırlama getirildi.
Moskova yönetimi, iç piyasadaki arz sıkıntısını hafifletmek amacıyla benzin ihracatına yönelik geçici yasağı 31 Ocak 2027'ye kadar uzattı ve petrol şirketlerinden yakıt sıkıntısı yaşayan bölgelere sevkiyatlarını artırmaları istendi. Dünyanın en büyük petrol üreticilerinden biri olan Rusya'nın rafinerilerindeki sorunlar nedeniyle dışarıdan benzin almaya başlaması, enerji piyasasında dikkat çekici bir gelişme olarak öne çıkıyor.
S&P Global Commodities at Sea (CAS) ve Kpler verilerine göre, Rusya iç piyasadaki açığı kapatabilmek için temmuz sonundan bu yana deniz yoluyla 1 milyon varilin üzerinde benzin ithal etti. Hindistan menşeli toplam 1 milyon 6 bin varillik benzin Mısır üzerinden Rusya'ya gönderilirken, Fas'tan yüklenen ve menşei belirsiz yaklaşık 300 bin varillik benzin kargosu da ülkeye ulaştı. Moskova, yalnızca deniz yoluyla değil, kara ve demir yolu üzerinden de yakıt tedarik ediyor. Belarus'tan Rusya'ya demir yoluyla yapılan benzin sevkiyatı temmuz ayında bir önceki aya göre yüzde 13 artarak 212 bin tona ulaştı. Kazakistan'dan da aynı ay yaklaşık 1000 ton benzin sevkiyatı gerçekleştirildi.
Bu tablo, Rusya'nın ham petrol üretimini sürdürmesine rağmen, petrolü işleyerek benzin ve motorine dönüştürme kapasitesinde ciddi sorunlar yaşadığını gösteriyor. Rusya'nın ham petrol ve petrol ürünü ihracatındaki farklılaşma da dikkat çekiyor. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre, Rusya'nın petrol ürünü ihracatı temmuz ayında bir önceki aya göre günlük 400 bin varil azalarak 1,4 milyon varile geriledi. Geçen yılın aynı dönemine göre düşüş ise günlük 1,3 milyon varile ulaştı. Buna karşılık, Rusya'nın ham petrol ihracatı, temmuz ayında aylık bazda günlük 200 bin varil gerileyerek 5,6 milyon varile inse de geçen yılın aynı ayına kıyasla günlük 800 bin varil arttı.
Başka bir ifadeyle, Rusya petrolünü dünya piyasalarına satmaya devam edebiliyor ancak rafinerilerindeki sorunlar nedeniyle bu petrolün önemli bir bölümünü işleyip benzin ve motorin olarak piyasaya sunmakta zorlanıyor. Rusya'daki rafineri krizinin Türkiye açısından en önemli etkisi akaryakıt fiyatları üzerinden ortaya çıkabilir. Rusya'nın petrol ürünleri ihracatının azalması, Avrupa başta olmak üzere küresel piyasalarda benzin, motorin ve jet yakıtı arzını sıkılaştırabilir. Rusya'nın iç piyasadaki açığı kapatmak için dışarıdan daha fazla yakıt satın alması da uluslararası piyasalardaki rekabeti artırabilir.
Özellikle motorin piyasasında arzın daralması, Türkiye açısından önem taşıyor. Motorin yalnızca otomobillerde değil; kamyon, otobüs, tarım makineleri, iş makineleri ve lojistik sektöründe yoğun bir şekilde kullanılıyor. Dolayısıyla, küresel motorin fiyatlarında yaşanabilecek bir yükseliş, Türkiye'de yalnızca akaryakıt istasyonlarındaki fiyatları değil, taşımacılık ve üretim maliyetlerini de artırabilir.
Olası tablo basit bir şekilde şöyle özetlenebilir:
– Rusya'da rafineri üretimi düşer
– Küresel petrol ürünü arzı sıkılaşır
– Motorin fiyatları yükselir
– Türkiye'de akaryakıt maliyeti artar
– Taşımacılık ve üretim maliyetleri yükselir
– Ürün ve gıda fiyatları üzerinde baskı oluşur
Bu nedenle, Rusya'daki enerji tesislerine yönelik saldırıların uzun süre devam etmesi, Türkiye açısından enflasyon riskini artırabilecek dış kaynaklı bir maliyet unsuru haline gelebilir. Türkiye açısından ikinci önemli risk ise Brent petrol fiyatlarında yaşanabilecek yükseliş. Rusya'nın rafineri kapasitesindeki kaybın yanı sıra ham petrol arzında da ciddi bir kesinti yaşanması durumunda küresel petrol piyasasında arz endişeleri güçlenebilir. Bu da petrol fiyatlarında yukarı yönlü hareketi beraberinde getirebilir.
Türkiye'nin enerji ithalatına yüksek ölçüde bağımlı olması nedeniyle, petrol fiyatlarındaki yükseliş ülkenin enerji faturasını artırabilir ve dış ticaret dengesi ile cari açık üzerinde baskı oluşturabilir. Ancak burada önemli bir ayrım bulunuyor: Rusya'nın rafineri sorunları tek başına petrol fiyatlarının sert şekilde yükselmesine neden olmak zorunda değil. Asıl risk, rafineri kesintilerinin uzaması ve buna ham petrol arzında yaşanabilecek bir daralmanın eşlik etmesi halinde ortaya çıkıyor.
Energy Aspects Kıdemli Petrol Ürünleri Analisti Natalia Losada, Rusya'nın benzin ve jet yakıtı ithal etmeye başlamasının oldukça sıra dışı bir gelişme olduğunu ve ülkenin rafinaj sisteminin ciddi biçimde zayıfladığını belirtiyor. Losada'ya göre, Ukrayna saldırılarının devam etmesi halinde özellikle motorin piyasasında küresel arz dengeleri sıkı kalabilir. Kış aylarında Rusya'nın yakıt talebinin azalması, piyasadaki baskıyı bir miktar hafifletebilir.
Oslo Üniversitesinde Doktora Sonrası Araştırma Görevlisi Francesco Sassi ise Rusya'nın petrol ürünleri ithalatçısı konumuna gelmesinin ülkenin enerji güvenliği açısından önemli bir tehdit oluşturduğuna dikkat çekiyor. Sassi, Ukrayna'nın insansız hava araçlarıyla gerçekleştirdiği saldırıların Rusya'nın rafinaj, depolama ve dağıtım altyapısının güvenilirliği konusunda soru işaretlerini artırdığını ifade ediyor. ICIS Kıdemli Petrokimya Uzmanı Paolo Scafetta ise rafineri kesintilerinin devam etmesi halinde Rusya'nın daha fazla petrol ürününü kendi iç piyasasında tutmak zorunda kalabileceğine işaret ediyor.
Bu durumda, Rusya'nın petrol ürünü ihracatı azalırken, ithalatı artacak. Aynı zamanda Avrupa ülkeleri de motorin ve jet yakıtı gibi ürünleri başka kaynaklardan temin etmek zorunda kalacak. Bu gelişme, sınırlı küresel arz üzerinde yeni bir rekabet yaratabilir. Türkiye açısından kritik nokta da burada ortaya çıkıyor. Avrupa'nın alternatif tedarikçilere yönelmesi ve Rusya'nın aynı pazarlardan yakıt satın almaya başlaması, Akdeniz ve Avrupa'daki petrol ürünü fiyatlarını yukarı çekebilir ve Türkiye de bu fiyat hareketlerinden doğrudan etkilenebilir.
Rusya'daki rafineri krizinin Türkiye açısından yalnızca olumsuz sonuçları yok. Rusya'nın petrol ürünü ihracatının azalması, bölgedeki alternatif rafineriler ve enerji ticareti açısından yeni pazar fırsatları yaratabilir. Türkiye'deki rafineriler ve enerji şirketleri, uygun piyasa koşullarında Avrupa ve bölgedeki arz açığının bir bölümünü karşılayabilir. Ancak Türkiye'nin yüksek enerji ithalatı dikkate alındığında, küresel petrol ürünleri fiyatlarının yükselmesi ihtimali kısa vadede daha önemli bir risk olarak öne çıkıyor.
Sonuç olarak, Ukrayna'nın Rusya'nın enerji altyapısına yönelik saldırıları yalnızca Moskova'nın savaş gelirlerini hedefleyen bir strateji olmaktan çıkıp, küresel petrol ürünleri piyasasını da etkileyebilecek bir noktaya ilerliyor. Rusya'nın kendi benzin ihtiyacını karşılamak için ithalata yönelmesi, ülkenin dev rafineri sistemindeki hasarın boyutunu ortaya koyarken, petrol ürünü ihracatındaki düşüş de uluslararası piyasadaki arzı sıkılaştırıyor.
Saldırılar uzarsa, Rusya'nın rafineri kapasitesi toparlanamaz ve Avrupa'daki yakıt talebi güçlü kalırsa, motorin başta olmak üzere petrol ürünlerinde fiyat baskısı artabilir. Bu senaryoda Türkiye'de akaryakıt fiyatları, lojistik maliyetleri ve dolayısıyla enflasyon üzerinde yeni bir dış kaynaklı baskı oluşması mümkün. Bu nedenle önümüzdeki dönemde Türkiye açısından takip edilmesi gereken üç gösterge öne çıkıyor: Brent petrol fiyatı, Avrupa-Akdeniz motorin fiyatları ve Rusya'nın rafineri kapasitesinin ne kadarının yeniden devreye alınabildiği.







































