İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırıları devam ederken, İsrailli yetkililerin Filistinlilerin Gazze'den zorla çıkarılmasına yönelik planlarının hala gündemde olduğunu ifade etmesi, bazı Avrupa ülkelerinin İsrail ile yeni askeri anlaşmalar imzalamasıyla birlikte tepki topluyor.
Uluslararası Hukukçuların Görüşleri
Oslo Üniversitesi Norveç İnsan Hakları Merkezi'nden Uluslararası Hukuk ve İnsan Hakları Profesörü Gentian Zyberi ile İngiltere'nin Bristol kentindeki Batı İngiltere Üniversitesi'nden Uluslararası Ceza Hukuku Profesörü Gerhard Kemp, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın Filistinlilerin Gazze'den sürgün planının hala gündemde olduğunu duyurmasının ardından, Almanya, Yunanistan ve Finlandiya gibi ülkelerin Tel Aviv ile askeri anlaşmalar imzalaması üzerine AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
- Zyberi, Katz'ın açıklamalarının Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'nin maddesine aykırı olduğunu ve maddenin ağır ihlali niteliği taşıdığını belirtti. Ayrıca, bu durumun Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) kurucu anlaşması olan Roma Statüsü'nün maddesi kapsamında da savaş suçu olarak tanımlandığını vurguladı. Zyberi, UCM Savcılığı'nın bu açıklamaları incelemesi ve Filistinlilerin sürgün edilmesini destekleyen İsrailli yetkililere karşı suç duyurusunda bulunması gerektiğini ifade etti.
- Almanya'nın, Silah Ticareti Anlaşması'nın maddesi gereğince üçüncü ülkelere silah transferi yaparken, bu silahların "kitlesel vahşet suçları işlemek amacıyla kullanılmamasını sağlama" sorumluluğu bulunduğunu hatırlatan Zyberi, "Gazze'de savaş suçlarının neredeyse bir yıldır süren ateşkese rağmen devam ettiği göz önüne alındığında, Almanya'nın bu tür silah transferlerini durdurmayı veya ertelemeyi değerlendirmesi gerekir." uyarısında bulundu.
Nikaragua'nın Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) İsrail'in Gazze'de soykırım işlediği ve Almanya'nın buna siyasi, mali ve askeri destek verdiği iddiasıyla Almanya aleyhine dava açtığını hatırlatan Zyberi, Berlin'in Tel Aviv'e silah transferlerini sürdürmesinin Almanya'nın UAD nezdinde sorumlu tutulmasıyla sonuçlanabileceğini dile getirdi.
Zyberi sözlerini şöyle tamamladı:
"İsrail'in Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerine uymadığı gerekçesiyle Güney Afrika tarafından UAD'ye götürüldüğü bir dönemde, Gazze'de Filistinlileri öldürerek, yaralayarak ve aç bırakarak, ayrıca Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te etnik temizlik yaparak uluslararası hukuku her gün ihlal eden bir ülkenin hükümetiyle herhangi bir hükümetin askeri işbirliğinden ve anlaşmalardan kaçınması yerinde olacaktır."
Kemp de Güney Afrika'nın İsrail'e karşı UAD'de açtığı soykırım davasında Tel Aviv'in Divanın geçici tedbir kararlarına uymadığını belirtti. Bu durumun Gazze'deki koşulların ağırlaşmasına ve ateşkese rağmen çok sayıda Filistinlinin İsrail'in saldırılarında hayatını kaybetmesine yol açtığını ifade etti.
Filistinlilerin Gazze'den göçünün "gönüllü gibi gösterilmeye çalışılsa" da bölgedeki dayanılmaz yaşam koşulları nedeniyle bu durumun gerçek olmadığına dikkat çeken Kemp, "Üst düzey İsrailli siyasetçilerin, Filistinlilerin Gazze'yi terk etmeleri konusunda 'teşvik edilmeleri' gerektiğine dair açıklamaları, süregelen soykırım bağlamında değerlendirilmelidir." dedi.
Kemp, Filistinlilere dayanılmaz koşulların dayatılması ve Gazze'den zorla uzaklaştırma çabalarının savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım niyetini gösteren etnik temizlik eylemi olarak değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.
İsrail'e silah göndermeyi sürdüren ülkelerin uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal etme riskiyle karşı karşıya olduğunu belirten Kemp, "Bu tablo karşısında devletlerin İsrail'e silah sağlamaya devam etmesini son derece sorumsuz bir davranış olarak görüyorum." ifadesini kullandı.
Kemp, UAD'nin İsrail'e yönelik kararlarının uygulanması için uluslararası toplumun desteğine güvendiğini, benzeri kararları alabilecek mercinin BM Güvenlik Konseyi olduğunu ancak ABD'nin bu tür kararları veto edeceğini kaydederek, "Yine de devletler, münferit olarak (Almanya ve Yunanistan gibi) İsrail ile olan ikili ilişkilerinde uluslararası hukuka bağlı kalmalıdır." şeklinde konuştu.
İsrail ordusu, 10 Ekim 2025'te yürürlüğe giren ateşkese rağmen Gazze Şeridi'ne yönelik saldırılarına devam ediyor.
Son verilere göre, ateşkesten bu yana İsrail'in saldırılarında 1344 Filistinli yaşamını yitirdi, 4 bin 464 kişi yaralandı. Ekim 2023'ten bu yana Gazze Şeridi'ne düzenlenen saldırılarda ise 73 bin 651 kişi hayatını kaybetti, 174 bin 575 kişi yaralandı.
Alman hükümetinin Gazze'de soykırım uygulamakla suçlanan İsrail'e yönelik devreye alınan kısmi silah ihracatı kısıtlamalarını kaldırmasının ardından bu ülkeye yaklaşık 800 milyon avro değerinde askeri teçhizat sevkiyatına onay verdiği bildirildi.
Finlandiya'nın, İsrail ile savunma işbirliği anlaşmasını, Gazze'de soykırımın devam ettiği 2024'te kamuoyuna duyurmadan imzaladığı ve 2034'e kadar uzattığı da ortaya çıkmıştı.
İsrail Savunma Bakanlığı ile Yunanistan Savunma Bakanlığı arasında Tel Aviv'de yaklaşık 3 milyar avro değerindeki "Aşil Kalkanı" hava savunma anlaşması imzalanmıştı.
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu sözcülerinden Christian Wigand, İsrailli yetkililerin Filistinlilerin yerinden edilmesine ilişkin ifadelerine dair, Gazze Şeridi'nin Batı Şeria ve Filistinlilerle birlikte tek ve bütün bir yapı olarak "gelecekteki Filistin Devletinin" parçası olması gerektiğinin altını çizerek, "Gazze Şeridi'nde demografik veya toprak bakımından herhangi bir değişiklik yapılmasına yönelik tüm girişimleri reddediyoruz." açıklamasında bulundu.
Uzmanlar, Almanya, Yunanistan ve Finlandiya gibi Avrupa ülkelerinin Gazze'de soykırım yapmakla suçlanan İsrail'e silah satışlarını sürdürerek ve yeni askeri anlaşmalara imza atarak uluslararası yükümlülüklerini ihlal ettiklerini vurguladı.
İsrail'e silah transferini sürdürmek "sorumsuz bir davranış" olarak değerlendiriliyor.





































