Bilinçsiz şeker tüketimi, vücuda doğrudan ya da dolaylı olarak zarar verebilir. Bu durum, sadece cildin değil, iç organların da hızlı yaşlanmasından sinir hasarına kadar birçok önemli soruna yol açabilir. Şeker, günlük beslenmenin en çok tartışılan konularından biridir. Peki, onu tamamen hayatımızdan çıkarmamız mı gerekiyor, yoksa vücudumuz için bir ihtiyaç mı?
Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Özer, bu sorulara şu şekilde yanıt veriyor: "Aşırı şeker tüketiminin birçok organı olumsuz etkileyerek vücudu yaşlandırdığı bir gerçek. Buna karşılık, doğru karbonhidrat kaynaklarını tercih etmek ve sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmak en doğru yoldur."
- Hücresel yaşlanma: Şeker, hücresel düzeyde enzimatik sistemi etkileyerek enerji üretiminden sorumlu olan mitokondrilerin işlevini bozabilir. Bu durum, cildin esnek ve canlı tutan kolajen yapısını zayıflatarak cilt yaşlanmasını hızlandırır. Ayrıca, iç organların da daha hızlı yaşlanmasına yol açabilir.
- İnsülin direnci ve diyabet: Düzenli şekerli gıda ve içecek tüketimi, kan şekerini hızla yükseltir. Zamanla hücreler insüline yanıt vermeyi bırakır, bu da insülin direnci ve yaygın bir hastalık olan Tip 2 diyabet riskini artırır.
- Kalp-damar hastalıkları: Fazla şeker, vücutta kronik inflamasyonu tetikler ve tansiyonu yükseltir. Ayrıca "kötü" kolesterolü (LDL) artırıp, "iyi" kolesterolü (HDL) düşürerek kalp-damar hastalığı riskini artırır.
- Karaciğer yağlanması: Rafine şeker ve yüksek fruktozlu mısır şurubu karaciğerde metabolize edilir. Fazla miktar, karaciğer hücrelerinde zamanla depolanarak alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanmasına neden olabilir.
- Obezite: Özellikle şekerli içeceklerden alınan sıvı kaloriler, katı gıdalar kadar doyurucu değildir. Vücudun iştah kontrol mekanizmasını yanıltarak daha fazla kalori alınmasına ve hızlı kilo artışına neden olur.
- Böbrek yetmezliği: Yüksek kan şekeri, böbrekleri olumsuz etkileyebilir ve tedavi edilmediğinde böbrek yetmezliğine yol açan hasarlara neden olabilir.
- Kanser: Şeker doğrudan kansere yol açmaz, ancak yüksek kalori alımı ve obeziteyi tetikleyerek meme, kolon ve pankreas gibi birçok kanser türünün gelişme riskini artırır.
- Görme kaybı: Kan şekerindeki ani yükselmeler, gözün retina tabakasını etkileyerek diyabete bağlı retinopati ve görme bozukluklarına yol açabilir.
- Sinir hasarı: Uzun süre yüksek kalan kan şekeri, sinirleri besleyen ince damarları bozar ve diyabetik nöropati adı verilen sinir hasarına yol açar. Bu durum, ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma, yanma ve şiddetli ağrı gibi belirtilerle kendini gösterir.
- Unutkanlık: Şeker, beyin fonksiyonlarını etkileyerek bilişsel gerileme, unutkanlık ve günlük yaşam aktivitelerinde zorlanmaya neden olabilir. Şeker metabolizmasındaki bozukluklar, zamanla demans ve Alzheimer hastalığı ile ilişkili süreçlere katkıda bulunabilir.
- Zayıf bağışıklık: Aşırı şeker tüketimi, bağırsaklardaki yararlı bakterilerin dengesini bozarak bağırsak sağlığını ve bağışıklık sisteminin işleyişini olumsuz etkileyebilir. Bu durum, enfeksiyonlara karşı direncin azalmasına ve bazı otoimmün hastalıklar ile kanser türleriyle ilişkili risklerin artmasına yol açabilir.
- Enfeksiyon: Kan şekeri dengesinin bozulması, idrar yolu ve genital bölge enfeksiyonlarına yatkınlığı artırabilir.
Paketli gıdaların büyük bölümünde koruyucu maddelerin yanı sıra yüksek miktarda gizli şeker ve glikoz şurubu bulunabilir. Hatta tuzlu sanılan gıdalar da şeker içerebilir. Bu nedenle glikoz şurubu, mısır şurubu, yüksek fruktozlu mısır şurubu gibi ibarelerin yer aldığı yiyecek ve içeceklerden uzak durulmalıdır.
Meyve tüketiminde de porsiyon kontrolüne dikkat edilmeli, günde sadece bir çeşit ve bir porsiyon meyve tüketilmelidir. Örneğin; 1 adet muz, 2 ince dilim karpuz ya da 1 avuç kiraz tüketilebilir. Karbonhidrat tüketiminde yalnızca miktar değil, tüketim zamanı da önemlidir. Metabolizmanın günün ilerleyen saatlerinde yavaşlaması nedeniyle karbonhidratların mümkün olduğunca sabah veya gün içinde tüketilmesi önerilir. Tüketilen meyvelerden sonra yaklaşık 30 dakika yürüyüş yapmak, glikozun metabolizma üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmaya yardımcı olabilir.
Vücudun karbonhidrata ihtiyacı vardır; ancak şeker kavramını karbonhidrat açısından değerlendirmek gerekir. Sağlıklı bir beslenme düzeni, karbonhidrat, protein ve yağ olmak üzere üç temel besin ögesine dayanır. Bunun yanı sıra vitamin ve mineraller de vücudun normal işleyişi için oldukça önemlidir. Karbonhidratlar, vücudun başlıca enerji kaynağıdır ve tamamen beslenmeden çıkarılmaları doğru bir yaklaşım değildir. Tam tahıllı ekmek, yulaf, bulgur ve esmer pirinç gibi tam tahıllar; mercimek, nohut ve kuru fasulye gibi baklagiller; brokoli, ıspanak ve havuç gibi sebzeler ile elma, armut ve çilek gibi meyveler, liften zengin doğal karbonhidrat kaynaklarıdır. Bu besinler, hem enerji sağlar hem de kan şekerinin daha dengeli seyretmesine yardımcı olur. Önemli olan, rafine şeker yerine liften zengin ve doğal karbonhidrat kaynaklarını tercih etmektir.
Rafine şekerler, şekerli ürünler ve aşırı fruktoz tüketimi glikoz metabolizmasını etkileyerek karaciğerde yağlanmaya neden olabilir. Bu nedenle karbonhidrat ihtiyacı; bulgur, tatlı patates, tam tahıllar ve basmati pirinç gibi kompleks karbonhidratlardan karşılanmalı, gazlı ve şekerli içecekler ile aşırı meyve tüketiminden kaçınılmalıdır.
Tatlı tüketme isteği oluştuğunda, rafine şeker içeren besinler yerine üzüm pekmezi gibi doğal kaynaklardan yararlanılabilir. Günlük en fazla 1 yemek kaşığı üzüm pekmezi, tatlı ihtiyacını karşılamak için ölçülü bir alternatif olabilir. Ayrıca, şeker tüketme isteği oluştuğunda rafine şeker içeren atıştırmalıklar yerine bir avuç sarı leblebi tercih edilebilir. Lif ve bitkisel protein içeriği sayesinde daha uzun süre tokluk sağlamaya yardımcı olabilir.
Bu riskleri göz ardı etmeyin! 😊
Gizli şeker kaynaklarına dikkat!
Bir çeşit meyveden sonra 30 dakika yürüyüş şart.
Şekere ihtiyacımız var mı?
Karaciğerinizi böyle koruyun.
Tatlı krizinizi 1 kaşık üzüm pekmezi ile dengeleyin.
Sağlıklı bir alternatif: Bir avuç sarı leblebi. 🍏





































