Pasifik Okyanusu'nda, Hawaii ile Amerikan Samoası arasında yer alan Palmyra Atolü, turkuaz lagünleri ve palmiye ağaçlarıyla tropikal bir cenneti andırıyor. Ancak, bu ıssız ada, tarih boyunca bir dizi esrarengiz olaya ev sahipliği yapmıştır.
1816 yılında, İnka hazinesini taşıdığı iddia edilen bir İspanyol gemisinin Palmyra yakınlarında battığı ve hazineye dair hiçbir iz bulunamadığı rivayet edilmektedir. Bu efsane, adanın gizemli geçmişine katkıda bulunmuştur.
İkinci Dünya Savaşı sırasında, adada görev yapan askerlerin açıklanamayan paranoya, düşmanlık ve depresyon gibi belirtiler yaşadıkları, hatta bazı askeri kayıtlarda intiharlar ve silahlı çatışmaların raporlandığı belirtilmektedir. Bu durum, Palmyra'nın psikolojik etkileri hakkında soru işaretleri yaratmıştır.
1974 yılında, Amerikalı çift Mac ve Mary Baker, yatlarıyla Palmyra Atolü'ne gelerek burada uzun süre kalmayı planlamışlardır. Adada tanıştıkları Buck Walker, Baker çiftinin yatını kullanmak üzere Hawaii'ye gitmiştir. Ancak, Walker, çiftin boğularak öldüğünü iddia etmiştir. Olayın gerçek yüzü yıllar sonra ortaya çıkmıştır. Palmyra'yı ziyaret eden kişiler, sahilde Mary Baker'a ait kalıntıların bulunduğu bir sandık keşfetmiştir. Yapılan soruşturma sonucunda, Buck Walker cinayetten hüküm giymiştir. Mary Baker'ın kalıntıları bulunmasına rağmen, eşi Mac Baker'ın cesedine hiçbir zaman ulaşılamamıştır. Bu vaka, Palmyra Atolü'nün gizemli geçmişini daha da derinleştirmiştir.
Palmyra Atolü, günümüzde ABD'ye bağlı koruma altındaki bir doğa alanı olarak yönetilmektedir. Adada kalıcı bir yerleşim bulunmamakta ve bölgeye erişim oldukça sınırlıdır. Bu durum, adanın gizemli geçmişinin korunmasına katkıda bulunmaktadır.









































