- İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran, "Dijital Egemenlik Ekseninde İletişim Şurası ve Türkiye'nin Yeni İletişim Vizyonu" başlıklı bir makale kaleme aldı.
Medya teknolojileri, bireyden aileye, yerelden küresel düzeye uzanan etkisiyle hayatımızın her alanını kuşatıyor. Bu dinamik ilişki, içinde bulunduğumuz dönemi "iletişim yüzyılı" olarak tanımlamaya olanak tanıyor.
İletişim yüzyılında var olabilmek için, pratik teknolojilerin arkasındaki psiko-sosyal ve kültürel yansımaları görmeyi, imkanlar ve riskler konusunda farkındalık sahibi olmayı gerektiriyor. Bu sürecin paradoksal doğasını doğru yönetmek ise kritik bir öneme sahip. Dijital egemenlik ve algoritmik yönlendirme ekseninde gelişen tekno-kapitalizm, iletişim ve medya alanında kapsamlı dönüşümlere sebep olup, “bizleri kontrol eden” anlatıları kurarak bilincimizi yöneten bir "özne" konumunu elde ediyor.
Günümüzde "anlamı ve hakikati" bulmakta giderek zorlandığımız bir dönemden geçiyoruz. Derin sahte içerikler, filtre balonları ve yankı odalarıyla gerçeğin sürekli inşa edildiğine tanık oluyoruz. Bu dönem, uluslararası sistemde yaşanan krizlerin yanı sıra, bu sisteme meşruiyet kazandıran kurumların, normların ve ortak değerlerin ciddi bir aşınmaya uğradığı tarihi bir kırılma dönemidir.
- Bu bağlamda, İletişim Başkanlığı olarak Türkiye'nin iletişim stratejisini güncellemek ve yol haritasını belirlemek üzere uzun bir hazırlık sürecinin ardından 28-29 Temmuz’da İletişim Şurası'nı düzenledik. Şura kapsamında, içinde yaşadığımız dünyanın meydan okumalarını tespit etmek, ülkemizin güçlü yönlerini pekiştirmek ve eksiklikleri gidermek amacıyla geniş kapsamlı istişareler gerçekleştirdik.
Türkiye'nin İletişim Yüzyılı vizyonuyla iletişim politikalarını milli kapasitenin ayrılmaz bir parçası haline getirmeyi önemsiyoruz. "Türkiye Yüzyılı, İletişim Yüzyılı" mottosuyla Türkiye, bugün yalnızca krizleri yöneten bir ülke değil, küresel gündemin şekillenmesine katkı sunan bir konumda.
İletişim Yüzyılı'nda Türkiye'nin bu alandaki kurumsal kapasitesini artırmak, demokrasileri tehdit eden asimetrik unsurlara karşı koymak ve bilinç oluşturmak temel hedeflerimizdendir. Zira yapay zekayla birlikte yeni anlatı çağında dezenformasyon, bir "caydırıcı güç" işlevi kazanmaktadır. Dezenformasyonla mücadele, ülkelerin demokrasi ve toplumsal barış açısından bir milli güvenlik meselesi haline gelmiştir.
Yüzyılımızın savaşları artık yalnızca cephelerde değil, ekranların derinliğinde ve dijital mecralarda yürütülmektedir. Milletler arasında güveni yeniden tesis edecek, hakikati koruyacak ve insanlığın ortak vicdanını yeniden güçlendirecek bir iletişim anlayışına duyulan ihtiyacın ortaya konduğu İletişim Şuramızın çerçevesini ve bildirgesini bu makalede okuyucularımızla paylaşmak istiyorum.
İletişim Şurası'nın ilki, 2003 yılında internetin yaygınlaşmasına paralel olarak medya ve iletişimin yeniden yapılandığı bir dönemde gerçekleştirilmişti. Aradan geçen sürede, sektörün tüm paydaşlarını bir araya getirecek, yeni teknolojilerin gelişimine bağlı olarak bireyden topluma ve uluslararası ilişkilere uzanan değişimleri analiz edecek kapsamlı bir toplantıya ihtiyaç duyulmuştu.
- Bu ihtiyaca binaen 2025 yılında şuranın hazırlık çalışmalarını başlattık. Fikri altyapısı, 425 iletişim uzmanı ve profesyonelinin katılımıyla İletişim Şurası Hazırlık Çalıştayı'nda oluşturuldu. Kamu kurumlarından üniversitelere, medya ve sivil toplum kuruluşlarından özel sektöre kadar iletişim camiasının tüm aktörlerini bir araya getiren çalıştayda 16 farklı alanda çalışma grubu yer aldı. Stratejik iletişim, yapay zeka, dezenformasyonla mücadele, kamu diplomasisi, kriz yönetimi, medya politikaları, dijital dönüşüm ve daha birçok başlıkta durum tespitleri, analizler ve yeni politikalar üzerine müzakereler gerçekleştirildi. Yürütülen çalışmalar sonucunda elde edilen sonuçlar raporlandı ve iletişim vizyonumuzun köşe taşlarını ortaya koyan sonuç bildirgesi hazırlandı.
- İletişim Şurası'nı 28-29 Temmuz 2026'da düzenledik. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla açılışını yaptığımız Şura'da, çalıştayların rapor sunumları panel oturumlarıyla kamuoyuyla paylaşıldı. Ayrıca "İletişim Şurası Raporlar" ve "İletişim Şurası Tebliğler" kitapları program kapsamında okurlarla buluşturuldu.
- İletişim Şurası Sonuç Bildirgesi, Türkiye'nin gelecek vizyonunu şekillendirecek, ulusal ve uluslararası iletişim kapasitesini güçlendirecek, teorik tartışmaları somut politika önerilerine dönüştürecek detaylı bir rehber niteliği taşımaktadır. Bildirge, Türkiye’nin yüzyılda izleyeceği iletişim rotasını kurumsal, eğitimsel, yasal ve stratejik olmak üzere 4 temel eksende özetlemektedir. Dezenformasyonun milli güvenlik tehdidine dönüştüğü, yapay zekanın toplumsal kutuplaşmayı derinleştirdiği ve iletişim gücünün jeopolitik rekabetin merkezine yerleştiği bu dönemde, bildirge Türkiye’nin "hakikat, güven ve etki" üçgeninde kurumsal hale gelmiş ve proaktif bir iletişim modeline geçiş yaptığını açıklamaktadır.
Bildirge, iletişimin farklı boyutlarına dair şu özet fikir, tespit ve teklifleri içermektedir:
- İletişim Başkanlığı koordinasyonunda kurulacak ortak bir stratejik iletişim çalışma grubunun kriz dönemlerindeki yetki, sorumluluk ve onay süreçlerini önceden belirlemesi kritik bir öneme sahiptir.
- Bu grup, hibrit tehditler ve uluslararası krizlerle mücadelede proaktiflik, tutarlılık ve şeffaflık ilkelerini esas alarak veri temelli içerikler üretmeli, analiz süreçlerinde yapay zeka teknolojilerinden güvenli ve etkin bir şekilde yararlanmalıdır.
- Türkiye’deki uluslararası öğrencilerin birer iletişim elçisi olarak konumlandırılması ve bu alanda küresel ölçekte referans oluşturacak bir sistemin geliştirilmesi önem arz etmektedir.
- Stratejik iletişim anlatısını güçlendirmek adına, uluslararası akademik işbirliklerinin artırılması ve Türk akademik yayınlarının görünürlüğünün desteklenmesi büyük önem taşımaktadır.
Diğer önemli bir konu da, çalışmaların veriye dayalı yürütülmesi, sosyolojik değişimlerin dikkate alınması ve olası krizleri etkin şekilde yönetebilmek adına stratejik ve proaktif bir yaklaşımın benimsenmesidir. Siyasal iletişim alanında dijitalleşme sürecinin beraberinde getirdiği yapısal fırsatların en iyi şekilde değerlendirilmesi gerektiği vurgulanırken, bu sürecin doğurabileceği yeni nesil risk ve tehditlere karşı da proaktif tedbirlerin alınması büyük bir gereklilik olarak öne çıkmaktadır.
Kamu, özel sektör, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları arasında güçlü işbirliklerinin kurulması ve geliştirilecek etkili anlatı stratejileri vasıtasıyla faaliyetlerin Türk dış politikasıyla uyumunun sağlanması temel gerekliliklerden biridir. Bu doğrultuda, etki odaklı ve ağ temelli tasarlanması gereken kamu diplomasisi süreçlerinde Türkiye’nin uluslararası yayıncılık potansiyelinin geliştirilmesi ve yumuşak güç unsurlarının dönemsel ve tematik bazda, çok dilli bir anlatı stratejisiyle ele alınması öngörülmektedir. Ayrıca, yürütülen faaliyetlerin etkililik düzeyini yapay zeka ve yeni medya teknolojileri vasıtasıyla sistematik olarak ölçümleyecek mekanizmaların kurulması, Türkiye markasını güçlendirecek stratejilerin bir "ülke markalaması strateji belgesi" ve somut bir eylem planına dönüştürülmesi büyük bir zorunluluk olarak öne çıkmaktadır.
Medya mensuplarının farkındalığının Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM) tecrübesinden yararlanan eğitimlerle artırılması ve haber süreçlerinde doğrulama mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiği ortaya konmuştur. Bu süreçte yapay zekanın bilinçli, güvenli ve sorumlu kullanımına yönelik eğitim programları; medya ve dijital okuryazarlık, doğrulama, telif hakları ile dijital etik konularını kapsayacak şekilde yaygınlaştırılmalı, ayrıca yerli yapay zeka teknolojilerini desteklemek adına paydaşlar arası işbirliğiyle bir "Türkiye Medya Veri Tabanı" oluşturulmalıdır. Dijital krizler, siber tehditler ve bilgi kirliliğine karşı ulusal düzeyde dijital afet senaryolarının hazırlanması önem arz ederken; dijital araçların gazetecilik ilkeleriyle uyumlu kullanılması, nitelikli saha haberciliğinin desteklenmesi gerekmektedir. Ayrıca, serbest medya çalışanlarının hukuki statüsüne yönelik mevzuat düzenlemelerinin yapılması, konvansiyonel medyanın ortak projelerle korunması ve korsan yayıncılıkla mücadele edilmesi kritik adımlardır. Televizyon yayınlarında reyting kaygısından uzak, milli kimlikle uyumlu nitelikli içeriklerin teşvik edilmesi, Türkiye’nin kendi hikayesini kendi ürettiği projelerle dünyaya anlatmasının önemli bir unsuru olarak öne çıkmaktadır.
Mesleki terminolojinin standartlaştırılması ve ortak kavram ile terim setlerinin yaygın kullanımının teşvik edilmesi sektörel bütünlük açısından önemlidir. Halkla ilişkiler, kurumların stratejik yönetim fonksiyonlarından biri olarak kabul edilerek karar alma mekanizmalarına etkin biçimde dahil edilmelidir. Dijital dönüşüm ve yapay zeka uygulamalarının, halkla ilişkiler süreçlerinde verimlilik sağlayacak şekilde yaygınlaştırılması hedeflenirken, insan odaklı iletişim anlayışının korunması da dikkate alınmalıdır. Bu alandaki nitelikli insan kaynağının geliştirilmesi amacıyla üniversite, kamu ve özel sektör arasındaki işbirliklerinin kurumsallaştırılması, sürdürülebilir bir sektörel ekosistemin inşası için vazgeçilmez bir adım olarak öne çıkmaktadır.
Türkiye’nin dijital dönüşüm sürecinin kamu, akademi, özel sektör ve sivil toplumun ortak sorumluluk üstlendiği, görev dağılımlarının netleştirildiği bütüncül bir ulusal strateji çerçevesinde yürütülmesi gerekmektedir. Devlet kurumları, yargı, akademi, medya ve teknoloji sektörünün işbirliğiyle iletişim hukukunun dijital dönüşümle uyumlu hale getirilmesi önem arz etmektedir. Ayrıca kişilik hakları, ifade özgürlüğü ve kamu yararı arasındaki denge gözetilerek “unutulma hakkı” açık ve uygulanabilir bir yasal çerçeveye kavuşturulmalıdır. Sürecin toplumsal boyutunda dijital ebeveynliğin güçlendirilmesi, çocukların yaşlarına uygun güvenli içeriklere erişimi ve dijital medya okuryazarlığının yaygınlaştırılması hayati öneme sahiptir. Yapay zeka ve dijital platformların kullanımında şeffaflık, hesap verebilirlik ile bireysel hakların korunmasını esas alan düzenleyici çerçevelerin oluşturulması, ulusal bir strateji belgesi hazırlanarak sürekli çalışan koordinasyon mekanizmalarının kurulması büyük bir zorunluluk olarak öne çıkmaktadır.
Türkiye Afet Müdahale Planı (TAMP) uyarınca, afet ve kriz dönemlerindeki resmi bilgilendirme süreçlerinde TAMP İletişim Grubu’nun merkezi rolünün güçlendirilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda kurumlar arası daimi koordinasyonu sağlayacak bir “Afet İletişimi İstişare Kurulu” oluşturulmalı, afeti yöneten ekipler ile afet iletişimini yöneten yapılar kesin olarak ayrılmalıdır. Afet dönemlerinde ortaya çıkan dezenformasyona karşı kriz öncesi önleyici tedbirler geliştirilmeli, “Afet Yayıncılığı Standardı” güncellenerek medya platformlarında yalnızca yetkin ve akredite kişilere yer verilmesi sağlanmalıdır. Toplumsal dayanışmayı tehdit eden linç kültürü, algı operasyonları ve manipülasyonlara karşı proaktif idari ve hukuki tedbirler tavizsiz uygulanmalı; medyadaki “ilk paylaşan olma” baskısına karşı “kurumsal teyit mekanizmaları” standart ve zorunlu bir mesleki kural haline getirilmelidir. Ayrıca, dijital erişimin sınırlı olduğu riskli bölgelerde yüz yüze farkındalık faaliyetleri ve alternatif anons sistemleri afet öncesinde planlanmalı; afetzedelerin travmatik durumlarını ve mahremiyetlerini gözetecek "Afet Muhabirliği Akreditasyon ve Eğitim Programları" ivedilikle hayata geçirilmelidir.
İletişim Fakültesi öğrencilerinin sektörde geçirebilecekleri uzun dönemli staj programlarının yaygınlaştırılması ve mezunların kamuda istihdam imkanlarının geliştirilmesi son derece faydalı olacaktır. Eğitim altyapısının çağın gereksinimlerine uydurulması adına iletişim fakültesi müfredatlarının dijitalleşme süreçlerine göre güncellenmesi büyük bir önem taşımaktadır. Toplumsal düzeyde dijital bilincin artırılması amacıyla medya okuryazarlığının yalnızca iletişim alanında değil, tüm üniversite programları için temel ve zorunlu bir ders haline getirilmesi sürdürülebilir bir medya ekosisteminin inşası için vazgeçilmez bir adım olarak öne çıkmaktadır.
Değişen teknolojik ve sosyolojik koşullara uygun sinema politikalarının geliştirilmesi; araştırma, arşivleme, restorasyon ve sektörel veri paylaşımı amacıyla ulusal sinema platformlarının artırılması teşvik edilmelidir. Sektörün uluslararasılaşma potansiyelini artırmak adına ortak yapımlar, festivaller ve küresel işbirliklerinin desteklenmesi önem arz etmektedir. Ayrıca, uluslararası içerik tekelleşmesine ve kültürel hegemonyaya karşı, Türkiye Yüzyılı vizyonu doğrultusunda yerli ve milli değerleri esas alan kapsamlı bir “İletişim Strateji Belgesi” hazırlanmalıdır. Bu bağlamda, izleyiciyle daha güçlü bağ kuran, doğal ve özgün hikaye anlatımına sahip, kültürel mirası, ailevi değerleri ve toplumsal hafızayı yansıtan film, dizi, animasyon ve belgesel üretimlerinin teşvik edilmesi kritik bir adımdır. Türkiye’nin içerik üretim gücünü artırmak amacıyla belirlenen hedef illerde büyük dizi ve film platolarının kurulması ve bu platoların bölge turizmine katkı sağlayacak destek mekanizmalarıyla güçlendirilmesi bütüncül bir kültürel kalkınma stratejisi olarak benimsenmiştir.
- Görüldüğü üzere, İletişim Şurası Sonuç Bildirgesi, "Türkiye Yüzyılı, İletişim Yüzyılı" mottosunun hayata geçirilmesinde bir rehber ve yol haritası niteliği taşımaktadır. Bildirge, Türkiye’nin iletişimde “hakikat eksenli” yeni paradigmasının hem teorik gerekçesini hem de operasyonel araçlarını bir arada ortaya koymaktadır.
- Sonuç olarak, İletişim Şurası, çağın anlam kaybına karşı verdiğimiz samimi mücadelenin en önemli ayaklarından biridir. İletişim ve medya alanını sosyal bilimlerin, devlet politikalarının ve uluslararası ilişkilerin önemli bir bileşeni olarak ele alan vizyoner bakış açısıyla Türkiye, sınırları içinde kamu yararını ve doğru bilgiyi esas alan nitelikli bir medya ekosistemi inşa etmeyi hedeflerken, küresel düzlemde hakikatin sesi olmayı sürdürecektir.
İletişim Başkanı Burhanettin Duran, "Vizyoner bakış açısıyla Türkiye, kamu yararını ve doğru bilgiyi esas alan nitelikli bir medya ekosistemi inşa etmeyi hedeflerken, küresel düzlemde hakikatin sesi olmayı sürdürecektir" ifadelerini kullandı.





































